Balkonumda üç yıl klasik kompost kabıyla uğraştıktan sonra kış aylarında yığının resmen uykuya yattığını fark ettim. Aralık ayında attığım domates sapları şubatta hâlâ olduğu gibi duruyordu. Sıcaklık düşünce mikrobiyal faaliyet duruyor, benim de mutfak atıklarım birikiyordu. İşte tam o kışın kırmızı solucanlarla tanıştım ve o günden beri iki sistemi birlikte yürütüyorum.
Vermikompost, organik atıkların mikroorganizmalar yerine ağırlıklı olarak solucanların sindirim sistemi üzerinden dönüştürülmesi. Solucan yediği malzemeyi öğütüyor, bağırsağındaki mikrobiyal ortamdan geçiriyor ve arkasında "kast" dediğimiz koyu, kokusuz, kahve telvesi kıvamında bir dışkı bırakıyor. Bu kast, klasik komposttan farklı olarak bitkinin doğrudan alabileceği formda besin ve yoğun mikrobiyal yaşam içeriyor.
Önemli bir yanlış anlaşılmayı baştan düzelteyim: bahçenizi kazınca çıkan o iri, pembe toprak solucanları bu iş için uygun değil. Onlar derin tünel açan türler, bir kutuda yaşamazlar. Bize gereken Eisenia fetida, yani kırmızı kaliforniya solucanı. Bu tür yüzeyde, çürüyen organik madde katmanında yaşamaya evrimleşmiş ve kalabalığı seviyor.
İkisini de kullandığım için farkları net görebiliyorum. Karar verirken bakmanız gereken tablo aşağıda:
| Kriter | Vermikompost (solucan kutusu) | Klasik kompost yığını |
|---|---|---|
| Kurulum yeri | Balkon, kiler, mutfak dolabı altı | Bahçe, geniş teras |
| Kışın çalışması | İç mekânda kesintisiz | Neredeyse durur |
| Atık kapasitesi | 1 kg solucan günde ~250-400 g | Hacimce çok daha yüksek |
| Bahçe atığı işleme | Zayıf, dal ve odunsu madde alamaz | Güçlü |
| Ürün kalitesi | Çok yoğun, az miktarda kullanılır | Daha hacimli, toprak düzenleyici |
| Koku riski | Doğru kurulumda yok denecek kadar az | Denge bozulunca belirgin |
| İlk maliyet | Solucan alımı nedeniyle daha yüksek | Düşük |
| Bakım hassasiyeti | Canlı var, ihmal affetmez | Daha toleranslı |
Kararım şu oldu: bahçe atıklarım, yaprak, budama artığı klasik yığına gidiyor; mutfak atıklarının yumuşak kısmı solucanlara. Apartmanda yaşıyorsanız zaten seçim büyük ölçüde vermikompost yönünde netleşiyor.
Bir solucan kompostu vermikompost kurulumu için pahalı ekipman şart değil. Ben ilk kutumu 40 litrelik saklama kabından yaptım, hâlâ çalışıyor.
Solucanları koyduktan sonra bir hafta hiçbir şey vermeyin. Ortama alışsınlar. Kutuyu aydınlık bir yere koyup kapağı açık bırakın; ışıktan kaçıp yatağa gömülürler, böylece kaçma isteği azalır. İlk beslemeyi küçük tutun: bir kâse kadar doğranmış meyve kabuğu, bir köşeye gömerek.
Verdiklerim: meyve ve sebze kabukları, kahve telvesi ve filtresi, çay posası, ezilmiş yumurta kabuğu, kartonlar. Vermediklerim: et, süt ürünü, yağ, soğan ve sarımsağın büyük miktarı, turunçgil kabuğunun aşırısı. Turunçgil asitliği yükseltiyor, birkaç dilim sorun değil ama portakal sıkma sonrası bütün posayı kutuya boşaltmak solucanları rahatsız ediyor — bunu denedim, iki gün kenarlarda dolaştılar.
Atığı doğradıkça hız artıyor. Bütün elma yarım ayda giderken, dörde bölünmüş elma bir haftada bitiyor. Parçacık boyutunun kompostlama hızına etkisi burada da aynı şekilde geçerli.
Her beslemeden sonra üstünü bir avuç nemli karton ya da yatak malzemesiyle örtün. Sirke sineği sorununun tek çözümü bu; açıkta duran meyve kabuğu davetiye demek. Haftada bir yatağı elle hafifçe kabartıyorum, hava girsin diye.
Kırmızı solucanlar 15-25 °C aralığında en verimli. 5 °C altına ve 32 °C üstüne çıkmasın. Yaz sıcaklarında balkonun gölge tarafına, kışın kapalı alana alıyorum. Klasik yığında sıcaklığın yüksek olması istenen bir şeydir; vermikompostta tam tersi, kutunun ısınması hata sinyalidir.
Üç dört ay sonra alt katman koyu, topaklı, orman toprağı kokan bir yapıya dönüşüyor. Ben "tek taraf" yöntemini k